Saç Spreyi ve Cine-5 şifresi
Ortaokul’dayken ATV’de Korcan Karar ile Şok isminde bir program yayınlanırdı. Üzerinden bilmem kaç yıl geçmesine rağmen formatı konusunda hala soru işaretlerim var. Çağın ötesinde bir mizah programı olduğunu anımsıyorum ama yapılan mizahın türü her yayında değişiyordu. Bir bölümde hayvanlar konuşuyor, bir bölümde magazin programları parodisi sergileniyor, bir başka bölümde Batılı anlamda ilk “trolleme” denemeleri yapılıyordu. Maalesef bu denemelerden birine ben de kanmıştım. Ortaokul’da olmama, yaşımın ve aklımın kemale ermemesine sığınacak değilim. İnanmıştım. Televizyondaki adam yalan söyleyecek değildi. Ancak bahsettiği yöntemin gerçek hayatta bir karşılığı yoktu. Olmuyordu. Saç spreyi bir aynanın üzerine sıkıldığında yansıması Cine-5’in şifresini çözmüyordu. Yıkılmıştım.
Çocukluk çağımız, kendimizi yalanlara inandırmakta ustalaşma yolculuğumuzun en saf dönemleridir. Sıcak bir havada sırf hava atmak için mont giyer “biraz hastayım, üşüyorum” deriz. Çılgınca istediklerimizi alamadığımızda kuyruğu dik tutmaya çalışırız. Canımız acıdığında gözlerimiz dolsa da “acımadı ki…” diyerek üzerimizdeki gözleri savuşturmaya çalışırız. Denemediğimiz şeyleri denemiş gibi yapar, gitmediğimiz yerleri gitmiş gibi cümleler kurarız. Saç spreyini aynaya sıkıp Cine-5’in şifresini çözdüğümü iddia etmem de bunlardan sadece biriydi. Arkadaşlarıma işe nasıl yaradığını, artık her şeyi tüm netliğiyle izleyebileceğimizi anlatmıştım. Gidip saç spreyi alan ve deneyen tüm arkadaşlarımdan özür dilerim. Korcan Karar ve Şok ekibi tarafından kandırılmıştım.
Temelde kandırılmak oldukça insani bir durum. Basiret bağlanıyor ya da bilgi eksikliğinden doğan boşluk bir başkası tarafından doldurulmaya çalışılıyor. Ancak Cine-5’in şifresini çözmekteki çabam göz önüne alındığında kandırılmaktaki motivasyonumu televizyondaki adama güven olarak ifade edebilirim. Çünkü o güne kadar haber sunan birinin yalan söyleyebileceği aklıma gelmiyordu. Ortaokul’da olmama, yaşımın ve aklımın kemale ermemesine sığınacak değilim. Gayet safmışım.
Robert B. Cialdini’nin İkna’nın Psikolojisi kitabında buna “otorite prensibi” denmekte. Konusunda uzman, ünvan sahibi, üniformalı veya bilgili görünen otorite figürlerinin tavsiye ve yönlendirmelerine güvenir ve itaat ederiz. Diş macunu reklamlarında beyaz önlüklü kişilerin gerçek diş hekimleri olduğunu bilmeyiz ama macunu sahipleniriz ya da elinde rezistans tutan bir ustanın önerdiği ürünü almak zorunda hissederiz kendimizi. Ve şu soru pek aklımıza gelmez; rezistans nedir?! Otoriteye inanır, işin mesnetli mi mesnetsiz mi olduğunu ıskalarız.
Bilgiye ulaşmanın artık zor olmadığı ancak yanlış bilgiler karşısında savunmasızlığımızın da tarihin hiçbir döneminde bu denli korkutucu olmadığı günler yaşıyoruz. Yalan pompalayan medya, güven ticareti üzerinden kitleleri kandırmaya ant içmiş siyasiler, içi boş kanaat önderleri, yetkinlik namına en ufak bir pırıltı göstermeyen meslek profesyonelleri… Etrafımız altı boş bilgiler ve mesnetsiz iddialarla çevrili.
Dolayısıyla yazdıklarımın her zaman kendi içinde tutarlılık gösterdiği gibi, kaynaklı bilgiler etrafında seyretmesini arzu etmişimdir. Mesnetli iddialar destekli atmaya yatkınlığımızı arttırmaya odaklandığım, gördüğümü ve karşılaştığımı sadece bu site için yazdığım bir alan. Size iyi okumalar. Eleştirel düşünmeme katkı sağladığın için teşekkürler Korcan Karar.